ŞİRKET/İŞLETME KURARKEN NELER TERCİH EDİLMELİ NELERE DİKKAT EDİLMELİ

Şirket Kuruluşunuzu Bizimle Yapın

Yeni girişimcilerin kafasına en çok takılan soru, kuracakları işin organizasyonunu hangi hukuki çerçeveye oturtacaklarıdır. Maliyetler, avantajlar ve dezavantajlar, yasal sorumluluklar, faaliyet alanları, vergi planlamaları, işin niteliği gibi pek çok etken işletmesini kurmak isteyen herkesin işletmesinin hukuki biçimini tercih etmesinde etkili olur. Yeni girişimcilerin bir yandan kendi işlerine odaklanması gerekirken bir yandan da bu şekildeki yasal işlemleri düşünmek ve planlamak zorunda kalmaları bu sürecin kendileri için yıpratıcı geçmesine sebep olabilmektedir. 

Bir uzmandan yardım alınmadan, kendi işletmesini başkalarından duyduğu bilgiler ile organize etmeye çalışan girişimciler, olası ortaya çıkacak hatalarını anlamaları ise epey bir zaman almakta ve bu hatalar onlara hem zaman hem de mali yük olarak geri dönmekte, bu da kurdukları işlerinde başarısız olmalarına sebep olmaktadır. Oysaki özellikle yeni girişimci ve küçük ölçekli sermaye ile iş kurmaya çalışanların yapacakları yanlış bir yapılanma lüksleri yoktur. Çoğu yeni girişimci işletmesini kurabilmek için gerekli kaynağı ya yıllardır yapmış olduğu birikimlerinden veya üçüncü kaynaklardan sağladığı borçlardan elde etmiştir. Bu yüzden en baştan dileriz ki, her yeni girişimci doğru bir yapılanma, organizasyon ve danışmanla mümkün olduğunca elindeki kaynakları israf etmeden harcayarak yola çıksın ki hayallerine koşarken ayağı hiç beklenmedik bir yerde takılmasın.

İş fikrimiz var, işi kuracak cesaretimiz de var. Yasaların bize emrettiği şekilde işimizi faaliyete sokmamız için öncelikle vergi mükellefi olmamız gerekmektedir. Vergi mükellefi olmak demek; devlete ben bu işi yapıyorum, haberiniz olsun, gelin bizi kontrol edin, sonrasında biz ne alıp sattıysak size bunları güzelce rapor eder, hakkınıza düşen vergiyi öderiz, demektir. Yapacağınız her türlü ticari, mesleki ve zirai işlerin devlete bildirilmesi zorunlu, bildirilmemesi ise suçtur. Bu suçun cezası da kanunlarımızda para cezası, resen mükellefiyet tesisi, vergi ziyaı cezası gibi çeşitleri vardır. 

Yani vergi mükellefi olmadan bu devlette sürekli faaliyeti teşkil edecek hiçbir kazanç elde edemezsiniz. İşinizi icra edecek şekilde vergi mükellefi olmanızın ise yazımızın ilerleyen satırlarında anlatacağımız üzere birkaç hukuki şekli vardır. Yapacağınız işe bu hukuki şekillerden birini tercih edilerek vergi mükellefiyeti tesis ettirebilirsiniz.

Bir iş kurmaya karar verirken vergi mükellefi de olmaya karar vermiş oluyoruz aslında. Vergi mükellefi olmanın da kendine göre birtakım ön şartları vardır. Mükellef olabilmenin ön şartı işletmemize Türkiye sınırları içinde bir yasal adres gösterme zorunluluğumuzdur. İşletme sahibi yabancı uyruklu da olabilir veya yabancı bir işletmenin Türkiye’ de şube açması şeklinde de olabilir, bu gibi durumların hepsinde işletmelerin kendilerinin sürekli iletişim sağlayacağı bir adreslerinin olması zorunludur. Burada adresten kastettiğimiz şeyin ikamet adresiyle bir alakası yoktur, karıştırmayalım lütfen. İşletme adresi, işletmenin faaliyetlerinin yürütüleceği genel merkezi anlamına gelmektedir. 

Gerçek kişiler, özellikle yabancı gerçek kişiler bunu ikamet adresi olarak zaman zaman karıştırmaktadırlar. İkamet adresimizin işletme adresimizle doğrudan bir bağlantısı yokken, T.C. vatandaşlarının vergi mükellefi (işletme sahibi) olabilmeleri için MERNİS sisteminde bir adrese kayıtlı olmaları şarttır. T.C. vatandaşlarının T.C. sınırları içinde herhangi bir yerde kayıtlı adresleri yoksa veya sistemde görünmüyorsa, en pratik haliyle e-devlet şifrenizle girip bir ikamet adresi alamıyorsanız, vergi mükellefi olmanız ve hatta şirket kurmanız mümkün değildir. Yabancı uyruklu vatandaşlar için bu şart sadece sermaye şirketi kuruluşlarında aranmamaktır. 

Yabancı uyruklu kişiler bir sermaye şirketi kurarken, pasaportları ile yurt dışında bir adres göstermeleri ve herhangi bir vergi dairesinden potansiyel vergi numarası almaları şirket kurabilmeleri ve mükellef olabilmeleri için yeterlidir. Kısacası işletme adresimizin, ikamet adresimizle doğrudan bir bağlantısı yoktur, fakat MERNİS SİSTEMİ’ ne kayıtlı bir ikamet adresimiz olmadan işletme/şirket kurmamız mümkün değildir. (Yabancılara tanınan istisna dışında) İdarenin bu kanunu uygulamasının başta tebligat kanunu olmakla birlikte başkaca sebepleri de vardır.

Vergi mükellefi olmak demek; aylık, üç aylık ve yıllık periyodlarda devletimize yaptığımız faaliyetlerle ilgili rapor(vergi beyannamesi) vermek ve bu raporun sonunda tahakkuk edecek vergiyi ödemek demektir. Bahsettiğimiz bu vergi beyannamelerine sırayla ve kısaca bir göz atalım.

KDV(KATMA DEĞER VERGİSİ) BEYANNAMESİ

Aylık olarak verilen bu beyanname türü, ilgili ayda alınan mal, hizmet ve gider faturalarındaki miktar ile satılan mal ve hizmet faturalarındaki KDV miktarı arasında oluşan farkın gösterildiği beyanname şeklidir. Eğer ilgili ayda satışlarınızın KDV’ si, alış ve giderlerinizin KDV’ sini aşarsa o ay KDV tutarını öder, eğer aşmıyorsa, aşmayan tutar bir sonraki aya devreder ve ilgili ayda KDV ödemezsiniz. Birkaç küçük istisna dışında bu vergi türü hep aylık olarak bildirilmesi gerekmekle birlikte, mükellefe ihracat ve Uluslar Arası Taşımacılık gibi bazı faaliyetlerde KDV iadesi hakkı tanınmıştır.

MUHTASAR BEYANNAME

İşletmenizde çalışan sayısı 10 kişiden az ise, isterseniz 3 ayda bir vereceğiniz beyanname türüdür(01.07.2019 tarihi itibariyle periyodu ve adı değişecektir). Bu beyannamede vergilendireceğiniz şeyler başlıca; işçilerinizden kestiğiniz vergiler, vergi mükellefi olmayan kişilerden kiraladığınız işyeri kiralarınız, serbest meslek erbabı kişilere yaptığınız ödemeler (muhasebeci ve avukatlara yapılan ödemeler gibi) bu beyannamenin konusuna girmektedir. Özellikle işyeri kiralarında çıkan kesintiler bu beyanname tutarının çok fazla çıkmasına sebep olmakta bu da girişimcileri olumsuz etkilemektedir. Kısaca bir örnek vermek gerekirse: İşyeriniz için aylık 2.500 TL karşılığında bir ofis tuttuğunuzu düşünün. 

Siz mülk sahibine 2.500 TL net rakamı öderken, muhtasar beyannamede göstereceğiniz bu tutarı bürüt rakama çevirir ve bunun üzerinden %20 kesinti yaparak beyannamede gösterirsiniz. Bu da 2.500 TL’nin bürüt rakamı: 3.125 TL yapar, bu rakamın da %20’ si 625 TL eder. Üç ayda bir beyanname verdiğinizi düşünürseniz, sadece kira gideriniz için 1.875 TL vergi ödemek zorunda kalacaksınız demektir. Fakat kiraladığınız işyeriniz size kira karşılığı fatura verirse, bundan kesinti yapmanıza gerek kalmayacaktır. Bu da işyeri kira giderinizle ilgili bir vergi maliyetine katlanmamanız anlamına gelir.

Bu noktada ofisteofis sanal ofis ve yasal tebligat adresi hizmetinden yararlanabilirsiniz.

GEÇİCİ VERGİ BEYANNAMESİ

İşletmenizin yıllık elde ettiği kazanç üzerinden, mükellefiyet türünüze göre Gelir veya Kurumlar vergisi beyannamesi vermek zorundasınızdır. Yıllık verilmesi gerek bu beyannamenin, devletimizin mükelleflerden alacağını garanti altına almak istemesinden dolayı, üç aylık periyodlarla aldığı kazanç vergisi olan beyanname türüdür. İşletmenizin kazanç elde etmedi halinde vergi alınırken, zarar etmesi durumunda vergi alınmayıp, malum zarar sonraki dönemlere intikal etmektedir.

SGK BİLDİRİMİ

Çalışanı olan işletmelerin, işçileri için her ay düzenlemek ve Sosyal Güvenlik Kurumuna göndererek, tahakkuk ettirdiği ve ay sonuna kadar ödemek zorunda olduğu bildirimdir. Çalışanı olmayan işletmeler için bildirim yapılmaz. 01.07.2019 tarihinden itibaren bu bildirim kaldırılacak olup, muhtasar beyanname ile birleştirilmesi düşünülmektedir.

Vergi mükellefi olmanın zorunluğundan sonra ise işletmemizi hangi hukuki statü üzerine inşa etmeye karar verme sırası gelmiştir. İşletmemize vergi mükellefiyeti tesis ederken karşımıza iki farklı yol çıkacaktır. Birincisi gerçek kişi işletmeler veya diğer adıyla şahıs işletmeleri, ikincisi ise tüzel kişi işletmeler yani sermaye şirketleridir.

1. GERÇEK KİŞİ İŞLETMELER

Vergi mükellefi olmanın zorunluğundan sonra ise işletmemizi hangi hukuki statü üzerine inşa etmeye karar verme sırası gelmiştir. İşletmemize vergi mükellefiyeti tesis ederken karşımıza iki farklı yol çıkacaktır. Birincisi gerçek kişi işletmeler veya diğer adıyla şahıs işletmeleri, ikincisi ise tüzel kişi işletmeler yani sermaye şirketleridir.

Halk arasında şahıs işletmesi, şahıs şirketleri olarak da adlandırılan bu tip işletmeler gerçek kişiler tarafından kurulan ve sorumluluğu şahısların tüm mal varlığıyla sorumlu olduğu işletmelerdir. Vergi mükellefiyeti açısından; gerçek kişi mükellefiyet, adi ortaklık, tüzel kişiliğe haiz olmayan şahıs şirketleri şeklinde sınıflandırılmaktadırlar.

Gerçek kişi mükellefiyet; Şahıs işletmelerinde en çok tercih edilen vergi mükellefiyet ve hukuki statü şekli olan bu tür, kuruluş işlemleri en kolay ve maliyeti en düşük olan işletme şekli olmasının yanında, işlerin yürümemesi halinde yine kapanışı en hızlı, kolay ve masrafsız olan işletme şeklidir. Tek bir kişi tarafından kurulabilir ve işletmenin borçlarından sorumluluğu, kişinin tüm mal varlığıyla sorumlu olduğu mükellefiyet şeklidir. Ticari kazanç elde etme amacıyla kurulan bu işletmelerde, ilk kuruluş aşaması vergi dairesine verilecek bir dilekçe ile başlar. Dilekçe eğer bir mali müşavir sözleşmesiyle verilirse, sözleşmeye istinaden vergi levhası o an için hazır olmuş demektir. 

Sözleşmesiz verilen dilekçelerde ise vergi levhası ancak vergi dairesinin tutacağı yoklama tutanağı sonrası oluşturulabilecektir. Ardından, işletmenin kayıtlarını tutmak üzere noter onaylı işletme defteri tasdik ettirilir. Bu iki işlem aynı günde yapılır. Daha sonrasında verilen dilekçe üzerine vergi dairesi, bir hafta içinde belirtilen işletme adresine yoklamaya gelerek mükelleften veya vekaleten görevlendirdiği kişiden imza alır. Yoklama tutulduktan sonra, vergi mükellefiyeti dilekçede belirttiğimiz tarihten itibaren aktif hale gelmiştir artık. Bunun üzerine yapılacak olan ticari faaliyetin neticesinde, mal/hizmet verilen taraflara, yapılan işin içeriğini, tutarını, tarihini ve vergi miktarını belirteceğimiz fatura bastırma işine gelir. Bu işlemlerin tamamlanması sonrasında, ticareti engelleyici yasal bir eksiklik kalmamış olup, işletme resmen kuruluş aşamasını tamamlamış olmaktadır.

Türk Ticaret Kanunu gereği, her işletme yaptığı faaliyeti, sınırları ve hedefleri doğrultusunda ticaret siciline veya esnaf siciline kayıt olması gerekmektedir. Fakat uygulamada gerçek kişi mükellefiyet tesisi ettiren işletmelerin sicile kaydını yapmadıkları görülmektedir. Bu kanunen uygun bir durum olmasa da herhangi yaptırımı olmadığı için gerçek kişiler, ihtiyaç doğarsa sicil kayıtlarını yaptırırlar. Genelde bu ihtiyaçlarsa, bankalardan ticari kredi kullanmak istediklerinde, ihaleye girmek istediklerinde, KOSGEB işlemleri v.b. durumlarda ortaya çıkmaktadır.

Böyle bir ihtiyaç doğduğundaysa şahıs işletmeleri genelde esnaf siciline kayıt yaptırırlar. Esnaf Siciline kaydolmanın yaklaşık maliyeti 600 TL(2018 yılı için), Ticaret Siciline kayıt yaklaşık 800 TL olmakla birlikte bunların bir de yıllık aidatları mevcuttur. Bu yüzden yeni girişimciler, Gerçek Kişi Mükellefiyet tesis ettirerek, ihtiyaçları da yoksa hemen sicile kayıt yaptırmayarak bu maliyetten kaçınma yoluna giderler.

Gerçek kişi mükellefiyet şeklinde kurulan işletmelerin akabinde ise en çok adi ortaklık şeklinde kurulan işletmeler vardır. Adi ortaklık ile gerçek kişi mükelleflerin arasındaki tek fark, işletmenin birden fazla gerçek kişi mükellef tarafından işletilmesidir. Bu şekilde kurulan adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur ve şahıslar yaptıkları işlemlerden kendileri sorumlu olup, ayrı ayrı vergilendirilmektedirler. Çok fazla tercih edilmese de, zaman zaman yeni girişimcilerin kendilerine ortak araması ve risklerini paylaşmaları açısından kullanılan bir yöntemdir. Genelde ortaklık şeklinde kurulacak olan işletmeler, bu ortaklıklarını yazımızın ilerleyen kısımlarında da söz edeceğimiz gibi Limited Şirket şeklinde kurmayı tercih etmektedirler.

Tüzel kişiliğe sahip olmayan, adi ortaklık dışında kalan ve yine şahısların yaptıkları işlemlerden bizzat kendilerinin sınırsız sorumlu olduğu, Kolektif Şirket ve Komandit Şirket şeklinde kurulan şahıs şirketleri de vardır. Fakat bu şekilde kurulan yapılandırmalar artık günümüz ihtiyaçlarını karşılamadığından tercih edilmemektedir bu yüzden biz de bu tipteki kuruluşlara değinmeyeceğiz.

Gerçek kişi mükellefiyet/ gerçek kişi işletme/ şahıs işletmesi, şeklinde kurulan işletmelerin en önemli unsuru olan vergi sistemine gelirsek eğer;

Bu işletmelerin elde ettiği kazançlar üzerinden alınan yıllık vergiye Gelir Vergisi denilmektedir. Gelir vergisi oranı ise yasada belirtilen kazanç tutarlarına göre %15, %20, %27 ve %35 oranlarında değişmektedir. Bu oran ve tutarlar 2018 yılı için şu şekildedir:

Çoğu girişimci sadece bu tabloya bakarak, işletmesinin gelecekteki karlılığını da öngörebiliyorsa, kuracağı işletmenin hukuki şeklini vergi avantajına göre belirlemektedir.

2. TÜZEL KİŞİ İŞLETMELER

Tüzel kişilik, gerçek kişilerden bağımsız bir kurum şeklinde kurulan yapılardır. Bunlar, Sermaye Şirketleri, Dernekler, Vakıflar ve Kooperatiflerdir. Konumuz gereği biz tüzel kişilerden sadece sermaye şirketlerini ele alacağız.

Sermaye şirketleri; bir veya birden fazla gerçek veya tüzel kişinin bir araya gelerek kazanç elde etmeyi hedef tutan, ticari bir unvan kullanan kuruluşlardır. Sermaye şirketleri, Anonim Şirket, Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Şirket ve Limited şirket olmak üzere üç grubu ayrılmışlardır. Günümüzde en çok kurulan sermaye şirket türü Limited Şirket ve Anonim Şirketler olup, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket hemen hemen son zamanlarda birkaç taneden fazla kurulmamışlardır. Bu sebeple biz yazımızda sadece Anonim ve Limited şirketlere değineceğiz. Sermeye şirketleri, gerçek kişi işletmeler gibi tescil edilmeden, sicil kaydı yapılmadan kurulamaz ve vergi mükellefi olamazlar. Bu kurumlar belirli bir unvan, sermaye, ana sözleşme ve ortaklık yapısı altında Ticaret Siciline Tescil edilirler.

ANONİM ŞİRKETLER

Bu sermaye şirketleri en az bir kişi tarafından kurulur, ortak sayısının bir üst sınırı yoktur ve taahhüt edilen sermayesi en az 50.000 TL olmak zorundadır. Kuruluşundan önce taahhüt edilen sermayesinin ¼ oranında Türkiye Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren herhangi bir bankaya konulması ve şirket kuruluna kadar bunun bloke ettirmesi zorunludur. Sermayesini 250.000 TL ve üstü olarak belirleyen bu şirketler ayrıca bir avukattan sürekli olarak danışmanlık hizmeti almak zorundadırlar.

Anonim şirketler, koydukları sermaye tutarlarını gösterir paylarını hisse senedi şeklinde ortaklarına dağıtırlar. Ortakların oy kullanma oranı şirketteki hisse senedi sayısına göre belirlenmektedir. Hisse senetlerini borsada işleme koyma hakkına sahip olan bu şirketler, ortaklık yapısı çok fazla olan, yönetimi bağımsız kılmak isteyen işletmelerin tercih ettiği bir sermaye şirketi türüdür. Önceleri bu tür bir şirketlerin tek ortaklı şeklinde kurulmasına imkan verilmezken, yeni TTK(Türk Ticaret Kanunu) ile tek ortaklı anonim şirket kurulmasına imkan tanınmıştır.

Anonim şirketlerde ortak ve yöneticilerin borçlarına karşı sorumlulukları TTK’ ya göre;
“ a) Anonim şirket, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirkettir.
   b) Pay sahipleri, sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumludur.”
Şeklinde belirlenmiş olup bu da, hisse senedi sahipleri olan ortakların, sadece taahhüt ettikleri sermeye ile sınırlı sorumlu oldukları anlamına gelmektedir. Hatta öyle ki, ortakların taahhüt ettikleri sermayelerinin tamamını ödediklerinde, bu sorumluluk ortadan tamamen kalkmakta ve sorumluluk o zamandan sonra sadece şirketin kendisini ilgilendirmektedir.

Anonim şirketin yönetiminde bulunanlar ise, şirket borcunun tamamı için müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Bu sorumluluğu üstlerinden atabilmenin tek yolu, şirketin olası bir borca batıklık durumunda, oluşan mali dengesizlikten dolayı kendi kusurlarının olmayışını ispatlamasıyla mümkün olacaktır. Anonim şirket yönetim kurulunun borcundan dolayı sorumlulukları, şirketin kendisinden karşılanamayan alacakları olmasından sonra gelmektedir.

Anonim şirketlerde ve tabi ki diğer sermaye şirketlerinde olduğu gibi yıllık kazanç üzerinden alınan vergi olan Kurumlar Vergisi oranı %22 olup, bu oran kazancın tutarına bakılmaksızın sabittir. (Dipnot: Kurumlar Vergisi Oranı 2017 yılına kadar %20 oranı olarak belirlenirken, çıkarılan geçici bir yasa ile 2018, 2019 ve 2020 yılı için güncel oran %22 olarak belirlenmiştir.)

Vergisel avantajlar, bu şirket şeklini seçmede önemli bir unsurdur. Anonim şirketin en büyük vergisel avantajı, hisse senetlerinin iki yıl elde tutulması sonrası satılmasıyla elde edilen değer artış kazancının vergiden istisna tutulmasıdır. Örneğin; 01.01.2019 tarihinde bir A.Ş. kurdunuz ve tek ortaksınız. Şirketinizde 10 adet hisse senedi çıkarmış olduğunuzu ve toplam sermayenizin 50.000 TL olduğunu varsayalım, bu da hisse senedi adedinin 5.000TL değerde olduğu anlamına gelmektedir. İşlerinizi çok yolunda gitti, işletmeniz artık çok kazançlı ve büyümeye yatırıma müsait hale geldi ve şirketinize 01.05.2021 tarihinde ortak olmak isteyen bir yatırımcı geldi sizi buldu. Size şirketiniz için hisse başına 100.000 TL teklifte bulunarak yarı hissenize talip oldu. Toplamda 10 adet hisse senedinizi yarısı olan 5 hisse senedini 500.000 TL’ ye vermeyi kabul ettiniz ve devir işlemlerini başlattınız. 

Normalde sizin şirketin kuruluşunda çıkardığınız yarısı 5 adet olan hisse senetlerinin toplam tutarı 25.000 TL iken siz bunu 500.000 TL’ ye satarak, 475.000 TL kar etmiş oldunuz. Vergi usul kanununa göre elde ettiğiniz bu kar, değer artış kazancına girmektedir. Yazımızın başlarında size verdiğimiz vergi dilimine göre vergilendirilmesi gerekirken (ki bu tutarın büyük bir bölümü için %35 vergi oranı demektir), yasa gereği, A.Ş. hisse senetlerini 2 tam yılın sonrasında elinden çıkardığınız için herhangi bir verginiz doğmayacaktır.

Anonim şirketler, yılda bir defa olağan genel kurul yapmak zorundadırlar. Genel kurul fiziki veya elektronik olarak toplanıp yapılır. Bazı durumlarda yapılan genel kurullarda ise, bakanlık temsilcisi çağrılması gerekmektedir. Öte yandan yapılan genel kurullarda alınan kararlar, Genel Kurul Karar Defteri ve diğer ilgili defterlere işletilirken bunun için noterden ayrıca onaylatılmasına gerek yoktur. Alınan kararlar doğrudan sicil müdürlüğüne gönderilerek sicil kayıtlarına geçilmesi sağlanır.

LİMİTED ŞİRKETLER

Anonim Şirketler ile birbirine benzeyen bu şirket türü, yine en az bir ortak(gerçek veya tüzel) tarafından kurulurlar fakat ortak sayısı en fazla 50 ile sınırlıdırlar. Sermayesi en az 10.000 TL olmakla birlikte, kuruluştan önce sermaye taahhüdünün ¼ ‘ünün bloke edilme zorunluluğu da yoktur. Sermaye tutarı ne olursa olsun bu şirket türlerinin bir avukatla çalışma zorunlulukları yoktur. Ortaklık yapısı, hisse senediyle değil, paylara ayrılmış şekilde belirlenmektedir. Şirketin tüm işlemlerinden sorumlu en az bir müdürünün olması gerekir ve ayrıca şirket ortakları şirketin amme borcundan dolayı tüm mal varlıklarıyla sorumludurlar. Bu şirketler payları borsa da işlem göremez ve anonim şirketlerde bahsettiğimiz ortakların değer artış kazanç istisnasından da faydalanamazlar. Yılık yapılması gereken genel kurulu olmamakla birlikte, şirket almış olduğu her kararı noterden tasdik etmek zorundadır.

Sermaye şirketleri birbirine bazı konularda benzediği gibi, bazı konularda da ayrışmaktadırlar. Hemen belirtelim ki, Limited Şirketler, Anonim Şirketlere göre daha fazla kurulmaktadırlar. Bunda sermaye tutarı, Genel Kurul ve yönetimin sorumlulukları gibi etkenler öne çıkmaktadır.

Öte yandan sermaye şirketleri vergi usul kanunu açısından aynı vergisel kanunlara tabidirler. Vergi usul kanununun bazı maddelerinde geçen “Kurum” kelimesi, tüm sermaye şirketlerini kapsamaktadır.

Örneğin vergi usul kanunda, kurumların aktifine kayıtlı menkul ve gayri menkullerin en az 2 yıl sonrasında elden çıkarılması neticesinde KDV’ den istisna olacağı ve değer artış kazancının %50’ sinin istisna tutulacağı belirtilmekte olup, bu tüm Limited ve Anonim şirketler için geçerli bir kanundur. Bu avantaj, özellikle işletmesini ilerde büyütmek, yatırım yapmayı düşünen girişimciler için aslında büyük bir fırsat olarak algılanmalıdır.

Yazımızın kalan bölümünde, kısaca anlatmaya çalıştığımız mükellefiyet türleri, hukuki statüler ve şirket çeşitlerini karşılaştırmalı bir tabloda, yaklaşık kuruluş maliyetleriyle özetlemeye çalışacağız.

Yazımızın sonunda verdiğimiz bu tablo ile yazımızı bitirmekle beraber, işletmenin hukuki statüsünün ne olacağına girişimcinin kendi başına karar vermemesini tavsiye ediyoruz. 

Şirket kurmak için ofisteofis sanal ofis hizmetinden faydalanırsanız. Tüm maliyetleriniz düşecektir. şirket kurmayı düşünüyorsanız mutlaka bizimle iletişime geçiniz.

Ofisteofis Sanal Ofis ve Sanal Santral Hizmetleriyle Karşınızda

Sanal Ofis, maliyet olarak da oldukça büyük avantajlara sahiptir. Standart bir ofis ve sekreter için sadece 1 aylık olarak yapacağınız harcama ile siz sanal ofis hizmetini tüm 1 sene boyunca alırsınız.

2005 yılından bu yana Tanıtım, Organizasyon, Danışmanlık, Turizm gibi birçok alanda hizmet veren KAM Danışmanlık Organizasyon, 2015 yılında Küçükçekmece Atakent ‘te Hazır Ofis, Sanal Ofis ve Toplantı Hizmetleri vermek amacıyla Ofisteofis markasını kurmuştur. Bizler kurumsal müşterilerimizin ihtiyaçlarına en uygun çözümleri beklentilerinin üzerinde bir kalite seviyesinde sunarak, iş merkezi alanında alternatif çözümler sunuyoruz.

Popüler Yazılar

Nedir Bu Sanal Ofis ?

Facebook Twitter Instagram Youtube Pinterest Linkedin NEDİR BU SANAL OFİS? Şirket kurmayı (şahıs şirketi, limited şirketi, anonim şirket) düşünen veya şirket adresini taşımak isteyen (tasfiye

Devamı »

Şirket Kurmak için Nelere Dikkat Edilmeli

Facebook Twitter Instagram Youtube Pinterest Linkedin ŞİRKET/İŞLETME KURARKEN NELER TERCİH EDİLMELİ NELERE DİKKAT EDİLMELİ Yeni girişimcilerin kafasına en çok takılan soru, kuracakları işin organizasyonunu hangi

Devamı »

En Yeni Gönderiler

Ofisteofis Sanal Ofis ve Sanal Santral Hizmetleriyle Karşınızda

Sanal Ofis, maliyet olarak da oldukça büyük avantajlara sahiptir. Standart bir ofis ve sekreter için sadece 1 aylık olarak yapacağınız harcama ile siz sanal ofis hizmetini tüm 1 sene boyunca alırsınız.

2005 yılından bu yana Tanıtım, Organizasyon, Danışmanlık, Turizm gibi birçok alanda hizmet veren KAM Danışmanlık Organizasyon, 2015 yılında Küçükçekmece Atakent ‘te Hazır Ofis, Sanal Ofis ve Toplantı Hizmetleri vermek amacıyla Ofisteofis markasını kurmuştur. Bizler kurumsal müşterilerimizin ihtiyaçlarına en uygun çözümleri beklentilerinin üzerinde bir kalite seviyesinde sunarak, iş merkezi alanında alternatif çözümler sunuyoruz.

İletişim

  • 0 (850) 305 05 39
  • 0 (533) 678 3333
  • info@ofisteofis.com
  • Atakent Mahallesi 221.Sokak No:3 Rota Ofis D:17 Halkalı Küçükçekmece İstanbul
WhatsApp chat